Konuşmayı beceremeyiz. Çünkü, ortalama yurdum insanının kelime hazinesindeki sözcük sayısı toplam beşyüz altıyüzü geçmez. Ve yine çünkü yurdum insanı okumaz.
Okumadığı ve sorgulamayı bilemediği içindir de, konuşmanın beyinsel kendi merkezli bir etkinlik olduğundan bihaberdir. Öyle olunca da doğal olarak yurdum insanının konuşmasını öfke, sevinç, üzüntü gibi diğer duygular yönlendirir.
Dinlemeyi beceremeyiz. Çünkü beynimizle değil sadece kulakla! dinleriz. Daha doğrusu sadece duyarız. Ki; bazen yurdum insanı bunu bile başaramaz desem sanırım çok da haksızlık yapmış olmam. Duyarız ama algılayamayız. Çünkü algılamayı sağlayabilecek beynimizin birçok alt birikim eksikliği vardır. Dinleyememizin bunlarla bağlantılı ama ayrı ayrıcalıklı önemli bir nedeni de yurdum insanının peşin hükümlü oluşudur. Eğer duyduklarımız kendi gerçekliğimizle şu veya bu şekilde örtüsmüyorsa zaten duymanın pek ötesine geçemeyiz.
Düşünmeyi beceremeyiz. Beceremeyiz çünkü düşünmek, beynimizin içine koyabildiklerimiz kıstasında bir beyinsel etkinliktir ki; yukarıda belirttiğim gibi yurdum insanı konuştuğu anadilinde sahip olduğu sözcük sayısı kadar da düşünebilme yetisine sahiptir. Ayrıca yurdum insanının aldığı eğitim ve o eğitim sistemi de zaten nerdeyse düşünmeyi yasaklar bir yapıdadır. Ve bu da egemenlerin ve yönetenlerin her zaman daha iyi yönetebilmek! adına sürdürdükleri ve kolay kolay da
vazgeçmeyecekleri temel bir politikadır.
Görmeyi beceremeyiz. Çünkü gözlerimizin nesnel olarak gördüklerini tıpkı dinlemede olduğu gibi beynimizde eyleme ve yoruma dönüştürecek bilgi alt yapısından yoksunuzdur.
Şimdi gelelim asıl konumuza. Sadece şu ana dek kısaca değindiğim dört temel olgu bile bizim neden demokkrasi ve demokrat olabilme konusundaki kör cehaletimizi ortaya koymaya yeter.
Birileri ‘açılım!’ yapacağım diyor ve birtakım adımlar atıyor. Bunun karşilığında da birileri ‘yooo orda dur. Senin yaptığın bölücülük ve bölücülerin ekmeğine yağ sürmektir’ diyerek temel bir karşi duruş sergiliyor.
Bir diğer tarafta da birileri çok daha keskin bir karşi duruşla ‘sen bunu yaparsan bize de dağa çikmak kalır’ die açıkca meydan okur bir tavır sergiliyor.
Birileri de, yaşananlar kendi doğruları dışında kalan olaylar olduğu için algılama zorluğu çekiyor ve bu nedenle de nerede durmaları gerektiğinin kararsızlığı içinde bir orada bir burada ya tamamen pasif ya da tutarsızca tavır sergiliyor.
Ve sade bir vatandaş ve de düşüncemi söyleme hakkımı kullanarak ben de diyorum ki; sen açılımını yap kardeşim. Bu bir zorunluluk ve yurdum insanının artık birtakım sıkıntılardan kurtulmasının zamanı geldi de geçiyor bile. Sen de dağa çik kardeşim. Eğer bir haksızlığa uğradığını düşünüyor ve bunu gidermenin tek yolunun ancak ve ancak dağa çikmak olduğuna ve de onlarca yıl savaşarak bu haksızlığı gidereceğine inanıyorsan seni de tutan yok.
Ve diğer yalpalayan dostlarım. Siz de artık bir karar verin de bir yerde saf tutun ki, hiç olmazsa size inananların bari kafaları daha çok karışmasın.
Sonuçta bana göre yine de isteyen istediğini yapsın.
Konuşamadıktan, düşünemedikten, dinleyemedikten ve de göremedikten sonra yapılacak zaten ne var ki?
NOT; Kürt sorunu ve demokratikleşme! adına atılan adımlar konusunda burada söyleyebileceğim tek şey bu sürecin kendi öz irademizle geliştirilmediği aksine her zaman olduğu gibi emperyal ülkelerin çikarlari ve politikalarına bağlı bir sürecin sonucu olduğuna inanmamdır.