Anasayfa | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Hakkımızda | Unutulmayanlar | Okuyucu Köşesi | İlan Ver | Hava Durumu | Dost Siteler | İletişim
İyi Bayramlar Olsun, Herkese, Tüm İnsanlığa  |  Bir Referandumun İçeriği Bu Kadar mı Güzel Anlatılır  |  Bayramınız 'HAYIR'LI Olsun  |  MHP' lli Belediye Başkan Yardımcısı Aydoğdu Partisinden İstifa Etti.  |  Gıda Krizi Kapınızda!  |  Sezen Aksu'ya Açık Mektup  |  Referandum Okumaları  |  Durun Kavga Etmeyin Siz Kardeşsiniz!  |  Görelede esnafa bayram denetimi yapıldı  |  İbrahim Öztürk Mavi Karadeniz TV'de  |  

UNUTULMAYANLAR

UNUTULMAYANLAR

Reklam

Okuyucu Köşesi

Reklam

Reklam

Önemli Linkler

Reklam

İLAN - DUYURU

Haber Ara


Gelişmiş Arama

Reklam

Istatistik


Anasayfaya DönAnasayfaya Dön12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Özcan  TEMEL

AL SIRTINA HARARI

28 Şubat 2010, 10:16
Özcan TEMEL







Her salı, erken kurulur pazar, Görele’de. Köylerden gelen arabaların motor homurtuları, korna sesleri, sergi kuran satıcıların çekiç sesleri; koşuşmalar, bağrışmalar ... derken bir iki saat içinde tıklım tıklım dolar, çarşı. Meyveden sebzeye,  iğneden ipliğe  her şey satılır, tezgahlarda. Yoğurt külekleri, süt şişeleri, yayıktan yeni çıkmış tereyağı, köpük dondurma… 

Meydanın üst köşesinde, birbirinden alımlı hararlar, şelekler, sepetler dizilir; yan yana. Hünerli elleriyle, onları, çubuk çubuk örerek biçimlendiren güler yüzlü  satıcılar;   el emeği, göz nuru ürünlerini satmak için dil dökerler gün boyu. Umdukları gibi gitmeyince satışlar,   “Artık yapan da azaldı, bunları; alan da!” yakınmaları çıkıverir, dudaklarından. Güzeldir, gösterişlidir; hararlar, şelekler, sepetler… Yazda- kışta,  her salı,  pazarda alıcı bekler…

 Yöresel dilde ‘ışkın’ ya da ‘sırık’ denilen genç, ham fındık  ya da fındık dallarından  ‘kertme’ ile çıkarılan ‘çıkıntı’lar  ‘eşşek’  adı verilen tezgahta ‘fıçı bıçağı’ ile soyulduktan sonra elde, çıkıntı bıçağı ile  işlenerek yumuşatılır, örülecek kıvama getirilir. Ortasından burkularak ikiye katlanan çıkıntılara ‘öz’ denir. İskeletini bu özler oluşturur; hararın, şeleğin, sepetin. Özler,  tek sayıdan oluşurlar on dokuz, yirmi bir…. yirmi dokuz gibi. Sepet on dokuz öz üzerine kurulurken, şelek yirmi üç, yirmi beş; harar yirmi yedi, yirmi dokuz öz üzerinedir, genellikle. Özlerin arasından, içli dışlı  geçirilen çıkıntılarla ağız kısmından başlanır; örülmeye. Gövdesine hafif şişkinlik verilerek estetik bir görünüm kazandırılan   harar ve şelekler; alt kısmına,  çoğunca, çatal yaykın dalına biçim verilerek yapılan iki  tokanın (ayak, topuk) şimşir gavle ile iki yana takılması ve alt uzantılarının çıkıntı ile sarılmasıyla tamlanırlar. Sepetlere toka konulmaz.

Günümüzde, her ne kadar satıcısı- alıcısı  azalsa da harar, şelek ve sepetler yöresel kültürün somut izleri;  kırsal yaşımın vazgeçilmezleridir, hâlâ.

            Daha köylerde araba yolu yokken büklerden, bayırlardan toplanan fındıklar; hararlarla harmana taşınırdı. Harar sırtta, yokuşlar çıkılırken nefesler düğümlenirdi. Şimdilerde, harmanlara değil, harar harar araba yollarına taşınıyor; eğilen, çekilen dallardan sepet sepet toplanan fındıklar.

            Harmanda kurutulan talaş fındıklar, sabah erkenden yığın yapılıp çubukla dövülürdü. Harman almanın tatlı bir telaşı  olurdu, her evde; daha, patoz denilen fındık soyma aletinin icat edilmediği yıllarda. Önce, sıyrılan talaşlar hararlarla taşınırdı; sonra, altta kalan çeçler.  Talaşta kalanları  çıkarmak için  fındık ayıklama imeceleri kurulurdu. 

            Harar, bir taşıma aracı olmanın ötesinde, kırsalın zorluğunu, çilesini, acısını hatta  sefâsını anlatan bir simgedir de...Şayet,  sırtınıza almışsanız; o, size, alnınızdan damlayan, arkanızdan süzülen terleri hatırlatır;  fındık   parasını sayarken avucunuza düşen sıcaklığı, yüzünüzde beliren ışıltıyı…

            Babayla harar, anneyle şelek, çocuklarla sepet arasında duygusal bağlantılar  kurarım, kimi zaman. Hararı babayla, şeleği anneyle, sepeti çocuklarla özleştiririm. Harar ağırlığı, gücü, kuvveti çağrıştırır, bende; onu, daha çok babaya yakıştırırım. Belinde peştamalı, başında keşanıyla  hafta günü, köyden çarşıya giden,  analar gelir- geçer gözlerimin önünden; sırtındaki şelekte, tarlada yetiştirdikleri sebzeler; ellerinde yoğurt külekleri…  Sepetleri küçük, sevimli, yaramazca  çocuklar gibi düşlerim.

            Bir de yarımlık vardır; şelekten büyük, harardan küçük. Dışı kabuklu çıkıntıdan yapılanına kara yarımlık, denilir. Elma, armut, üzüm, dut, darı… yarımlıklarla taşınır; bahçeden, tarladan eve. Sepetin de çeşitleri vardır. Kulpsuzlarına fındık sepeti denilir; kulplularına ‘gıdık’ ya da ‘el gıdığı’. İçine yumurta konulan dörtgen ya da yuvarlak görünümlü küçük, zarif sepetçiklerin  de adı ‘gıdık’ tır.

            Fındık sepetine göre daha dar,  huni görünümlü kulplu gıdık; kocaman, iri gövdeli, dallı- budaklı kızılağaçlara sarılan tefeklerden üzüm toplamak için tasarlanmıştır. Altı sivri olduğu için toplanıp içine konulan üzümler dallara, tefeklere takılmadan, kolayca yere indirilir; kulpuna bağlanan urganın yardımıyla.  Yarımlıklarla taşınır, eve. Taş şıranada ezilerek  şırası çıkarılır, kara üzümlerin. Köz üstünde, bakır tavada kaynatılan şıra ağır ağır koyulaşır; nihayet, pekmez  oluverir. 

            Bir zamanlar,  geceleri isli lambalar aydınlatırken dar, inişli - çıkışlı patikalarda yürüyen ayaklar, hararla fındık çekerdi, harmana; şelekle, satılık götürürdü pazara, pazardan eksik (kumanya) getirirdi, eve. Her ne kadar  ağırlığı ayaklarına, dizlerine, yüreklerine çökse de insanlar, asla vazgeçmemiş hatta  dost olmuş, sırdaş olmuş, yoldaş olmuş ;  hararla, şelekle.

            Hem fındık toplamış,  hem sevda üzerine atma türküler söylemiş; ırgatlar; günlerce. O bahçeden bu bahçeye, türkü yakma yarışları yapılmış; ardından çekilen ‘ihuhuuu’lar yankılanmış karşı yamaçlarda…  Şenlendikçe şenlenmiş bahçeler; neşelenmiş, bükler, dereler; her fındık ayında…

 

                                   Eğdim kart fındık dalı

                                   Çile çekerim çile.

                                   Tak beline sepeti

                                   Döşürelim gel bile.

 

                                   Tepe tepe doldurdum

                                   Fındıkları harara

                                   Güze düğün yapıcuk

                                   Bile vardık karara..

 

                                   Peştamalı yan bağlı

                                   Almış sırtına şelek

                                   Kara gözlü sevdiğim

                                   İnsan değil bir melek…

 

            Çileli tarla, bahçe işleri nedeniyle, zaman zaman küskünlükler, dargınlıklar olurmuş; karı-koca arasında. Yine bir sabah, aralarında geçen sert  tartışma nedeniyle karısına küsen adamcağız,    sırtınmış hararı;  almış eline, girebisini, baltasını;  tutmuş bahçenin yolunu. Kadın yüreği, bu. Küs bile olsa hiç  dayanabilir mi can yoldaşının aç kalmasına; aç-arık çalışmasına? Üzülmüş. Eşinin sevdiği yemekleri yapmış,  gönlünü almak için. Öğleye yakın, sırtlanmış şeleğini; bahçeye gitmiş. Kocasına seslenmiş: “Gel, senin sevdiğin yemeklerden yaptım. Sabah da bir şey yemedin. Gel, haydi, gel de ye.”. Adamcağız, oralı olmamış bile… Yeri geldiğinde gözünü budaktan esirgemeyen, sözünü sakınmayan kadın; aza koymuş almamış, çoğa koymuş dolmamış; yutkunmuş olmamış… Oracıkta, bir mani düzüvermiş, kocasına:

 

                                  “Al sırtına hararı

                                   Gel kararı kararı

                                   Yemedin yemekleri

                                   Kime ettin zararı.”

 

            Artık harar da şelek de sepet de sessizce elini ayağını çekiyor, yöremizden; harara  çuval, şeleğe çanta, sepete  naylon torba göz dikeli beri… Yalnızca harar, şelek, sepet  değil terk ettiklerimiz; onlarla birlikte oluşan   zengin kırsal kültürümüzü de terk ediyoruz, . Kurt vurmuş ağaçlar gibi  gün gün kuruyor, soluyor; güzelim köy yaşamı; köy kültürü…  

            Artık tadı, tuzu kalmadı; bahçelerin, tarlaların, yolların…. Artık bu yüzden kapıları kilitli, suratları asık, pencereleri dargın yaşlı evlerin. Artık, adı anılır oldu, imecelerin… Artık yabancılaştık, atma türkülere; eski aşklara, aşıklara, sevgilere… Hani, Karacaoğlan, kaygısını dile getir ya : “Üç derdim var birbirinden seçilmez / Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.”, dizelerinde. Benim de  üç derdim var; yöresel kültürümüz adına yitip gitmelerinden kaygı duyduğum : Biri harar, biri şelek, biri sepet

 


Toplam 375 Defa Okunmuştur.

Facebook'a Gönder

 Yazdyrylabilir SayfaTavsiye Et Yorum Yaz

Toplam 1 Yorum Yazılmıştır.

M.M.UĞURLU [ 28 Şubat 2010, 13:11 ]
Değerli Hocam, bir bakıma tam anlamıyla bilimsel bir makale yazınız. Ne var ki bilimin de duygu yüklü olduğunu görüyoruz. Geçmişin izini sürünce kişi ne okursa okusun duyguların sarmalında bir başka sarhoşluk yaşıyor.

Çocukluğuma, delikanlılığımın henüz ilk belirtilerine vardığım günlere götürdünüz beni. Çıkıntısı yapılan fındık ışkınlarının kokusuna boğuldu burnumun direkleri.

Çok teşekkürler ederim.

Yorum Yaz

Bu Yazarın Önceki Yazıları

KÖŞE YAZILARI

Hakan GÜREL Hakan GÜREL
HALİÇ'TE YAŞAYAN SİMONLAR VE CEMAATLER...
Ayhan EYİKOÇAK Ayhan EYİKOÇAK
ANLAŞMA : ANLAMA ve ANLATMA
Hüseyin BEKAR Hüseyin BEKAR
HAYIR DEMEK CESARET DEMEK..
Nihat ÖZTÜRK Nihat ÖZTÜRK
SANATÇILARIN BURUNLARI
Tevfik KARA Tevfik KARA
ORADA BİR KÖY VAR UZAKTA...
Ataol BEHRAMOĞLU Ataol BEHRAMOĞLU
SİVİL FAŞİZM
Şükran SONER Şükran SONER
BOYKOTLA EVET ARASINDA
Aydın ÇAK Aydın ÇAK
SÖZ SENDE...
Gündoğdu YILDIRIM Gündoğdu YILDIRIM
KPSS SINAVI
Misafir KALEM Misafir KALEM
BÜTÜN KARADENİZ'İN DAĞLARI BİRLEŞİN!
Prof.Afşar TİMUÇİN Prof.Afşar TİMUÇİN
YIRTIKLIK yada PİŞKİNLİK
Hasan KAMİLOĞLU Hasan KAMİLOĞLU
H.E.S-5 (YARARLARI-ZARARLARI)
Prof. Korkut BORATAV Prof. Korkut BORATAV
" İTAAT ET veya YOK OL "
Doç.Dr.Çağatay ÜSTÜN Doç.Dr.Çağatay ÜSTÜN
VEDA ZAMANI...
Nedim TORUN Nedim TORUN
NELER OLUYOR
Hüseyin ÇAKICI Hüseyin ÇAKICI
12 EYLÜL ve REFERANDUM
Özcan TEMEL Özcan  TEMEL
ÇALAKALEM YAZMAK
Özgür KARAKAYA Özgür KARAKAYA
DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ DERSLERİ
İ.zeki KUTLU İ.zeki KUTLU
ANLAŞILIR GİBİ DEĞİL!
Sefer AYDIN Sefer AYDIN
DÜNDEN BU GÜNE 2!...
Mehmet KÖŞNEK Mehmet KÖŞNEK
GÜNEYDOĞU İZLENİMLERİM-3
Çetin KARAAHMETOĞLU Çetin KARAAHMETOĞLU
GÜNDEM - 2
Şahin UZUN Şahin UZUN
HIYARIN FAYDALARI....
Yeşim AKBULUT Yeşim AKBULUT
DELİRMEMEK İÇİN!
Av.Fikret İLKİZ Av.Fikret İLKİZ
NEYİN REFERANDUMU?
Davut GECİR Davut GECİR
BU YÜREK...
Metin KARAAHMETOĞLU Metin KARAAHMETOĞLU
MERHABA GÖRELELİ ARKADAŞLAR
Rüstem MENTEŞOĞLU Rüstem MENTEŞOĞLU
İĞFAL KABİLİYETİ TAM DEMOKRASİ (!)
Yakup BAYIR Yakup BAYIR
DOSTLARIN ARASINDA OLMAK GÜZEL
Ali AYAROĞLU Ali AYAROĞLU
SÖZDE GAZETECİ-YAZAR
Erman ERGÜL Erman ERGÜL
OLACAK O KADAR.!
Burhan TEMEL Burhan TEMEL
GÖRELE'DE TİYATRO OKULLAR BİR DÜZELTME VE EKLEMELER
Şevket KAHRAMAN Şevket KAHRAMAN
DEVRİMİN "DEVRİM GÖZLÜ" KARDEŞİNE, KARDEŞ YOLDAŞIMA...
Rıdvan YANIK Rıdvan YANIK
HES ve ENERJİ-2
Fatih KIRTORUN Fatih  KIRTORUN
OKUMAZSAN ÇÖPÇÜ OLURSUN!

Özel Haber

Görele Ağzı Sözlüğü:K-Z/2
Görele Ağzı Sözlüğü:K-Z/2
Sözlüğün devamı: K-Z

Reklam

RÖPORTAJ

'AKP Devrimin Düşmanı'
'AKP Devrimin Düşmanı'
12 Mart'ta Deniz Gezmiş'le THKO, 12 Eylül'de TDKP davasından yargılanan Mustafa Yalçıner, AKP'nin 12 Eylül'le hesaplaşma söyleminin sahtekârlık olduğunu iddia etti

AFORİZMALAR

YULARINI UZUN YA DA KISA TUTMAK
YULARINI UZUN YA DA KISA TUTMAK
Çok güzel ve üzerine sayfalar dolusu felsefi, sosyolojik ve psikolojik yazılar yazılacak sözlerimiz vardır. "Yularını uzun ya da kısa tutmak" da çok önemli ve akıldan çıkarılmaması gerekenlerden biridir.

© Copyright

Gorelehaber.Com Basın Meslek İlkelerine Uymaya Söz Vermiştir. Bu internet sitesinde yayınlanan haber, makale, yorumlar yazarını bağlar. Görele Haber sorumlu tutulamaz. Tüm Hakları Saklıdır © Copyright 2007 - 2010 Gorelehaber.Com
Hakkımızda | Yazar Girişi

Yazılım:

Tasarım - Editör - Teknik Sorumlu
UstaSoft İnternet Hizmetleri

Sitemiz Görele Hürses ve Yeni Tirebolu Abonesidir

İletişim: info@gorelehaber.com

görele

Sendika Tv