İran şahını deviren mollalar darbesi, İran TKP’sine kadar uzanan bir geniş iç siyasi yelpazenin değil, başta ABD, AB, dünyanın emperyal güç odaklarının da farklı gerekçelerle desteğini almış, milyonları sokağa döken gücü, sivil görüntüsü ile sempati, destek toplamıştı. Katı bir kendine özgü şeriat yorumu ile gündeme gelen ağır insan hakları ihlalleri, işkenceler, idam infazları... siyaseten, çıkar çatışması sorunu yaratana kadar görmezlikten gelindi...
Emperyal güç odaklarının, İran molla rejimi gibi, kendi kurdurdukları, uzun yıllar kullandıkları İslami terör örgütleri Taliban, Hamas... ile karşı karşıya, çatışmacı ilişkilere düşmeleri de, yıllar sonrasındadır. Dünya çapında yaşanan bir başka önemli olgu ise, emperyal çıkarların kollanmasında askeri diktatörlükler, darbelerden yararlanma süreçlerinin aşınmasıdır. Şili, Güney Amerika, Arjantin deneyimleri biraz pahalıya patlamıştır.
Doğu Bloku’nun parçalanmasından sonra, tek kutuplu kalmanın da gücü ile, elbette yaşanmış deneyimlerden ders alınmış olarak, çevre ülkeler çıkar ağının içine alınırken, siyaseti güdümleme projelerinde önemli değişiklikler söz konusudur. “Küreselleşme, liberalizm, demokrasi, insan hakları, bireyin özgürleştirilmesi” sloganlarıyla, çok etkin medya gücü, insanların beyinlerinin içine girilip yönlendirilebilmeleri çağında, askeri darbeler “out”, sivil darbeler “in” oluvermiştir.
***
CIA aracılığı ile darbeler yaptırmak yerine, ABD bütçesinden de önemli payların ayrıldığı demokrasi fonlarıyla, güdülecek ülkelerin siyasi, meslek, sivil toplum örgütlerini beslemek, yönlendirmek daha risksiz, kolay bir yöntemdir. Örneğin dünyanın en büyük bankeri Soros, sırf muhalefeti, solu sevdiği için(!) eski Doğu Bloku ülkelerinin gazeteciler sendikalarının uluslararası sendikal örgüt aracılığı ile güdülenmelerine çok büyük paralar ayırabiliyordu. Bize kansız rejim değişikliklerine aracı oldukları, sadece ve sadece “demokrasi” sloganından yola çıktıkları için çok sempatik gelen, yüz binleri, milyonları sokağa döken hareketler, kırmızı, turuncu, karanfil darbelerinin arkasında işte bu türden örgütlenmeler vardı.
İslam dünyasına dönük ise, yine Amerika eksenli, yandaş İslamcı örgütlenmeleri, cemaatleri kucaklayan, ılımlı İslami siyasi hareketler giderek güç kazanıyor, hep birlikte kardeş kardeş çalışıyorlar. Radikal İslami örgütlenmeler, kendilerini yaratmış, kullanmış ABD, emperyal çıkarlar ile ters düştükleri ölçekte düşman cepheye geçtikçe, ABD, emperyal çıkarlar yandaşı ılımlı İslami hareketler, cemaatler, demokrasi (!) hareketlerini güçlendirme seferberliği ittifakları besleniyorlar.
Tabii ki düzenin yandaşı şeyhler, krallar, diktatörlüklerle durup dururken sorun yaratma, çatışma söz konusu değil. Yandaş olarak kullanırken sorun çıkan ülkeler, bölgelerde, askeri darbelerle sorun çözmenin yükselen maliyeti karşısında, çok daha esnek bir modelle, sivil darbeleri destekleme sürecine geçiş gündemde. En son Ukranya rejiminde yaşandığı üzere, sonradan desteklenen iktidarın seçim kaybetmesinin bedeli ağır olmayacak. İşi biteni sifonu çekerek atmak, yenisi ile uzlaşmak daha kolay.
Hep sadık müttefik, sorunların odağındaki Pakistan’da bile başarısız askeri darbe yönetimini sırtlamak yerine, seçilecek yeni sivil yandaş iktidar yaratmak daha ucuza gelebilirdi. Arada Bayan Butto’nun seçilemeden öldürülmesi Pakistan’ın iç sorunu olur, kocası -yeni yandaş- çok çabuk yıprandığında da, bir başkası bulunabilirdi. Sahi sandık demokrasilerinin yeni mucize sloganı “değiştir” değil mi?..
***
Gelin görün ki tek kutuplu dünyanın emperyal çıkar çarkları, piyasalar düzeni, kendi krizleri içinde öylesine ağır sorunlar yaşıyor ki, ABD’nin 11 Eylül’ü gerekçe, İslami terör örgütlerini yerlerinde yok etme adına pek çok odak ülkenin doğrudan askeri işgali zorunluluk haline gelmişti. Hiç unutmayacağım yalanlar üzerine kurulmuş, haksız, vahşi askeri işgaller sonrası İstanbul’da toplanan yukarıda sözünü ettiğim, sözde muhteşem halk hareketlerinin yaratıcısı demokrasi örgütlenmeleri yönetimi; Ukranya, Macaristan, Çek, Slovak, Romen, Azarbaycan, Ermenistan... dünyanın her yerinden gelmiş demokratik sivil toplum sözcüleri, hiç yüzleri kızarmadan “ABD’nin Irak, Afganistan işgalleri haklıdır, bu ülkelerin halklarına demokrasi getirecektir” diyebilmişlerdi.
Bu arada insan hakları, demokrasi kavramları anlam ve amaçlarından öylesine saptırıldılar ki; dünyanın her yerinde ırklar, dinler, mezhepler üzerinden özgürlük adına ayırımcılıkla öylesine bir iç savaşlar düzeni, cepheleşme yaratıldı ki... demokratik hukuk düzeninin işleyişi, halk iradesi algılamaları kavram kargaşasında; insan hakları, demokrasi, sosyal devletin olmazsa olmazlarını savunmak suç, vurgun düzeni, din, mezhep, ırk ayrımcılığı üzerinden siyaset yapılarak sandıktan çıkacak oy çoğunluğu ile sivil darbe yapmak hak sayılır oldu...
Ya bizde son yaşadıklarımızı, Başbakan Erdoğan dün medyayı açık tehdidini nasıl okumalıyız?