Değerli okurlarım, 2003 yılında mahalli gazetede yazdığım bir yazımı kendi başlığı ile sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Her geçen gün çarpık ve eksik eğitim sisteminden kaynaklanan, insan yaşamını ve onurunu inciten olayları üzüntü ile gözlemlemekteyiz.
Eğitilmiş insan bilgi ile donatılmış, bilgiyi toplumun yararına kullanarak üretime dönüştüren insandır. Kendi haklarının bilincinde birey hak ve özgürlüklerine saygılıdır. Toplumun değer yargılarıyla barışıktır. Çağdaş yaşamı örnek alır.Bu özellikleriyle topluma örnektir. Toplumu daha ileriye nasıl götürebilirimin kaygısı içindedir. İçinde bulunduğu coğrafya ve sosyal yapıyı en ince ayrıntısına kadar öğrenmek ister. Üretim sahası önce kendi coğrafyasıdır.
Anadolu coğrafyası, Dünyanın orta iklim kuşağında üç tarafı denizlerle çevrili mükemmel bir doğa parçasıdır. Aynı anda dört mevsim yaşanılabilir. Üzerinde yaşayan tüm canlıları kendi olanakları ile besleyebilme özelliğine sahiptir. On bin yıllık bir kültür mirasına sahiptir. Dünyanın jeopolitik anlamda en önemli bölgesidir. Bu üstün doğa özelliklerine sahip Anadolu’nun insanları neden hala yoksuldur. Neden hala batıdan gelecek borç paraya gereksinim duyar? Doğada her olayın somut bir nedeni olduğuna göre bu çarpıklığın da somut nedeni vardır. Çünkü bizler insanlarımızı doğamızın gerekleri doğrultusunda eğitmiyoruz.
Yakın geçmişte ülkemizde büyük bir doğal afet yaşandı. On binlerce insanımızı kaybettiğimiz gibi milyarlarca dolar maddi zararımız oldu. Kısa bir zaman sonra Pülümür tekrar sallandı. Yine binalar yıkıldı. İnsanlar kara kışın soğuğunda ortada kaldılar. En büyük hasar yine devletin binalarında idi. Yanlış adamlara yan tutularak ihale edilmişlerdi. Manzara aynı manzara olan yine insanlarımıza oldu. Sosyal dokumuz bozulmuş bir kere. Biz insanlarımıza doğada tek başına olmadıklarını, isteseler de istemeseler de diğer canlılar ve insanlarla birlikte yaşamak zorunda olduklarını öğretememişiz.
27 ocak günü karakışın ortasında Anadolu’nun en soğuk bölgesi olan Pülümür’e yazlık çadır gönderen yetkiliyi nasıl değerlendirelim. Bu kişinin dalgınlığı ve cahilliği olayın yaşamsal etkisini hafifletir mi? Yetkili bilemedi cahildi, peki çadırları arabalara yükleyenler herhalde Ekvatordan gelmediler. Kanımca bu insanlar yaşadıkları coğrafyanın dünya üzerindeki yerini bilmemektedir. Bunun başka bir açıklaması olabilir mi? Hayret edip üzülüyorum. Çünkü bizler insanlarımıza coğrafyamızı öğretmemişiz.
Yukarıdaki olumsuz tablonun gerçek sorumluları kimler acaba. Neden kendilerini saklamak gereğini duyuyorlar. Bu olay Hoca Nasrettin’in bir fıkrasını anımsattı:
Nasrettin hocanın evini soyarlar. Herkes Hoca’ya Hoca sen akıllı bilge adamdın neden eşyalarını ortada bıraktın. Neden kapını açık bıraktın diye sitem ederler. Hoca “Bire köftehorlar iyi has ta hırsızın hiç mi kabahati yok der.” Acaba o yetkiliyi hak etmediği göreve atayan gerçek sorumluların hiç mi kabahati yok.”……..
Sevgili dostlar ülkemiz büyük bir kaosun içinde. Şu anda doğal bir felaket olsa herhalde ilgilenecek yetkili bulamayız diye tedirgin oluyorum. Savaş halini düşünmek bile istemiyorum. Askerin en üst komuta kademesi tedirgin. İster istemez Balkan savaşı sırasındaki yönetimdeki kararsızlık ve çelişkiler aklıma geliyor. Yakın geçmişteki savaşların acıları halen yüreğimizde duruyor. Bu tür kaoslardaki değişimlerin olumlu olması mümkün değildir. Cumhuriyetin kazanımları elimizden gidecek mi acaba. Yönetimi eline geçiren önce fişleme işine sarılıyor. Kimlerin kanı nasıl tartışması midemi bulandırdı. Kendi kanını temiz olarak addeden kişinin bu ülke için neler yaptığını da merak ediyorum. Aslında bu yapılanlar kimlerin işine yarıyor. Topraklarımız ayaklarımızın altından kayıyor mu? Bu kargaşanın asıl nedeni derelerimizin satılışını kolaylaştırmak emperyalizmin dikte ettirdiği eş başkanı olduğumuz bölünme projesini hayata geçirmek mi? Düşünmeden edemiyorum. Birileri generaller gider albaylar gelir çokta önemli değil gibi ciddiyetten yoksun açıklama yapabiliyor. Ey halkım fotoğrafın tümünü okumaya çalış. Bu fotoğraf bize yakışan bir fotoğraf değil. Amasya Genelgesini tekrar değerlendirip azim ve kararımızı ortaya koymalıyız diye düşünüyorum. Bu ülkenin gerçek sahipleri sizlersiniz.
Sağlıcakla kalınız. Gelecek aydınlık günler hepimizin olsun.
Toplam 2 Yorum Yazılmıştır.
Öğretmenim kalemine yüreğine sağlık.Bu ibret ve gerçeklerin ta kendisi yazınızı çoğlatıp,yurdun dört bir yanına assak ve tüm illerde ilçelerde köşebaşlarına kocaman harflerle yazsak kaç kişi okur,kaç kişi okuduğunu anlar doğrusu merak ediyorum.Hep çeşitli süreçlerden bahsettik zaman zaman,ama bu günlere aşama aşama gelindi.Senaryolar bölüm bölüm uygulandı şimdi durum, altın vuruşa doğu gidiyor.Yıllardır edilgenliği değil güdülgenilği aşıladılar,biat kültürünü,itaat kültürünü,bana dokunmayan yılan bin yaşasın duygularını aşıladılar.Ve devamında küçük olsunda benim olsun felsefesini yaydılar ve insanları karpuz gibi ortadan ayırdılar.Sevgili hocam mecal kalmadı mecal uğraşmaktan herkes sırasını bekliyor koyun gibi.Celepin elinde sopası, nereye kaçacağımızı bilemiyoruz.Fişlenme rüyasıyla yatıp kalkanlar hayallerine ulaşmak üzereler senaryonun figüranları perde kapandığında ne olacaklar hiç düşünmüyorlar.Kanı bozuk ithamını yapanlarda lütfen tarihin kara sayfalarına baksınlarda kimlerin kanı bozuk ona göre yorum yapsınlar.Ve Nazımın dediği gibi koyun gibiyiz koyun...Herşeye rağmen yinede umutluyum,keser döner sap döner,gün gelir hesap döner....sefer aydın
Saygıdeğer Hocam,
Yazdıklarınız, bir umman bilincinin kıyıya vuran dalgaları gibi... Kimileri ne sesini duyuyor, dalgaların ne de ummanın büyüklüğünü derinliğini görebiliyor desem, gerçekleri söylemiş olur muyum? Ben yine de ümitliyim.
Saygılar....
